|
| |||
KENDİNİ BULMAK
İnsan hiç beklemediği anlarda beklenmedik deneyimler yaşayabiliyor. Genel Yayın Yönetmenim Fikri Kapan ile birlikte, bir haber için gittiğim Ereğli Müzesi’nde , H. G. Wells’in “Zaman Makinesi” ile asırları aşarak insanlığın binlerce yıllık serüvenine tanıklık etmişim gibi bir hisse kapıldım. Binlerce yıl önce ölenlerin cenazelerinde ağıt yakan kadınların gözyaşlarının toplandığı cam kaplarda, atalarımızın “bir kısrak başı gibi Akdeniz’e uzanan” bu ülkeye gelişinden önce yaşamış insanların acılarını algılama olanağı buldum. Bir Osmanlı kadırgasında kaptanın kuşağına sarılı halde duran, karşıdan gelen Ceneviz gemilerindeki savaşçıların canını almaya hazır bekleyen “çakaralmaz” pistol tabancalara baktım. O anda orada bir ülkenin tarihinin sadece tarihçiler tarafından değil, hem göğsünde çırpınan küçük kuşu susturmaya hazır sert adamlar, hem de tunç takılar ile giysilerini tutturan, savaşçının dönüşünde ikram etmek için üzümü çiğneyerek şarap imal eden kadınlar tarafından yazıldığına karar verdim. 21. yüzyılın şafak vaktinde orta yaşlara merdiven dayayan biri olarak, tüm felsefi argümanlar, yaşam ve ölüm üzerine aforizmalar daha fazla dikkatimi çeker hale gelmiş olabilir. Felsefe, hiç kuşkusuz teknoloji – sanayi devrimi ile ortaya çıkan ürünlerden bahsediyorum- diye bildiğimiz olgudan binlerce yıl daha yaşlıdır. 29 yaşında beklenmedik bir şekilde hayata gözlerini yuman Krispos’un anıtında bakın ne diyor: “Mezarlar insanların en son evleri ve en son duvarlarıdır. Onlar bedenlere evlerden daha sadıktır. Onlardan kalan, akıtılan gözyaşları ve ölülerin sonsuza kadar kalacak miraslarıdır. Ölüm uykusundan sonra artık vücut geri alınmaz. Burası bir sükun şehridir. Çıplak olarak taşınıp içine gömüldüğünüz sağlam, ebedi istirahatgahtır. Burası hayatta kazanılan zaferlerin nefrete layık abidesidir. Taş ve toprak olanın işaretleri, ölülerin mezar taşları!… Suskun harflerinizle öleni dile getiriniz.” Bir yazar, “Sarayda alınan kararlar, savaş alanındaki kahramanlıklar tarihin bir parçasıdır. Ancak çiftinde çubuğundaki sıradan insanın hayallerinin tarihi yazılmadıkça, geleceğimize ışık tutan bu fener yeterince aydınlatmayacaktır” anlamına gelen bir laf etmişti. Bu lafın ne kadar doğru olduğunu Ereğli Müzesi’ni ziyaretimde bir kez daha anlamış oldum. Kimliğimiz sadece doğumumuzdan itibaren yaşadıklarımız ile oluşmadı. Bize yaşamı öğreten büyüklerimiz, onların büyüklerinin yaşadıkları da bizim bir parçamız… Kendimizi tanımak için onları tanımak, hayallerini anlamaya çalışmak çok önemli… Ereğli Müzesi iki adım uzağınızda… Oraya gittiğinizde pek çok şeyin yanı sıra kendinizi de yeniden bulacaksınız! 15.07.2009 10:59:35 Bu yazı 710 defa okunmuştur Yazara ait tüm yazılar için tıklayınız
YORUM EKLE
|
Şu anda 24 kişi online Toplam ziyaret : 87.570.963 ![]() ![]() Fikri KAPAN { KÖŞEMDEN }
BİRAZ CEVAP, BİRAZ SİTEM!Devamını oku » 26.03.2026 12:29:55 tarihinde yazıldı 2267 kez okundu Orhan AKYÜZ { ORHAN AKYÜZ’ÜN YARUMUYLA... }
TTK ÜRETİMİNDE KAN KAYBI SÜRÜYORDevamını oku » 18.03.2026 17:56:23 tarihinde yazıldı 3473 kez okundu Prof. Dr. Yücel ÜSTÜNDAĞ { SAĞLIKLA }
Mide bakterisi - Helikobakter pilori: Önemi, teşhis ve tedavisiDevamını oku » 1.02.2026 11:07:39 tarihinde yazıldı 11461 kez okundu TUĞBA ARSLAN TAMİRCİ { KALEMİMDEN }
ACI AMA GERÇEKDevamını oku » 3.03.2026 12:57:45 tarihinde yazıldı 6655 kez okundu | ||
