|
| |||
CETVELİN KERAMETİ
Son günlerde okulların kapanmak üzere olması ile birlikte okul öncesi eğitim kurumlarının etkinlikleri, üzerinde durup düşünmeyi gerektirecek bir hal aldı.Bizim çocukluğumuzda (otuz yılı aşkın bir zamandan bahsediyorum) eğitime başlama yaşı 7 olarak belirlenmişti. Öğretim metodları derseniz değme esir kamplarında rastlanmayacak örnekler yaşadığımızı söyleyebilirim. İlk öğrenimimi yaptığım köy ilkokulunda alimünyum bir cetvel ile atılan sıra dayağı bizim için adından belli olduğu gibi “sıradan” bir şeydi. (Öğretmenlerimizin bizim çocuk aklımızla bir türlü anlayamadığımız kerametler yüklediği bu cetvel hala duruyor. Arkadaşım Godayva ile artık eğri büğrü hale gelmiş bu cetveli yeniden bulduğumuzda anılarımızı tazeleme fırsatı da bulmuştuk) Otuz yılda çok şey değişti. En başta eğitim yaşı Ana okullarının ve kreşlerin yaygınlaşması ile birlikte neredeyse bebeklikten çıkış yaşı olan 4-5 yaşlarına kadar düştü. “Sıradan” dayakların günümüz versiyonu olan “nadir” dayak olaylarını duyduğumuzda ürperdiğimiz bir noktaya geldik. Eğitim ve öğretim en çok ihtiyacımız olduğunu söylediğimiz, en çok şikayet ettiğimiz ve en bilgisiz olduğumuz konulardan biri olsa da, otuz yılın ardından azımsanamayacak bir mesafe aldığımız da tartışma götürmez. Bu mesafenin alınmasında çocuğu toplumun aynılaştırılmış bir hücresi yapmak isteyen devlet merkezli eğitimin yerini, kendi kararlarını alabilen bireyler yetiştirmeye yönelen görece daha verimli bir anlayışa bırakması önemli bir etken oldu. Elbette sorunlar da var. Henüz örgün eğitimin kendi başına yeterli olduğu düşüncesinden kurtularak, birey olmanın birinci koşulunun kendini yetiştirme esasına dayandığını kabullenemedik. Bu nedenle eğitimde başarı hala sınavlarda başarılı olmakla eş anlamlı olarak algılanıyor. Öte yandan örgün eğitimin ileri seviyelerine ulaşmış öğrenciler bile tek bilgi kaynağı olarak manipülasyona açık bir kaynak olan internet dışında bir araç kullanmakta güçlük çekiyor. Edebi bir metinden alınan hazzın yerine, bir spor müsabakasında kazananın duyduğu zafer duygusunu koymaya çalışan bir toplum haline geldik adeta…. Yine de karamsar olmaya gerek yok, otuz yıllık süreçte alınan mesafe önümüzdeki yıllar için daha fazla umut beslememiz için bize bir referans oluyor. Geçtiğimiz günlerde kreş öğrencilerinin İngilizce koro oluşturduğunu, anaokulu öğrencilerinin zor Kafkas danslarını büyük bir ustalıkla sergilediğini gördüm. Abdi İpekçi Sergi Salonunda açılan Ana sınıfı sergilerinde çocukları yarış atı olmaktan başka hedeflere yöneltmeye gönüllü öğretmenlerin emeklerini görüyorum. Aşılması gereken zihinsel bariyerlerin günümüzde eğitim sistemini yönlendiren ve icra edenlerde değil, toplum olarak kendimizde olduğuna ilişkin düşünce giderek daha fazla gerçeğe dönüşmeye başladı. Cetveldeki kerametten nasıl vazgeçtiysek, çocuklarımızı “adam olacak çocuk” olarak nitelendirmekten vazgeçip, onların en az bizim kadar birey olduğunu kabullenme vaktimiz gelmedi mi dersiniz? 2.06.2009 09:56:46 Bu yazı 679 defa okunmuştur Yazara ait tüm yazılar için tıklayınız
YORUM EKLE
|
Şu anda 29 kişi online Toplam ziyaret : 87.570.967 ![]() ![]() Fikri KAPAN { KÖŞEMDEN }
BİRAZ CEVAP, BİRAZ SİTEM!Devamını oku » 26.03.2026 12:29:55 tarihinde yazıldı 2267 kez okundu Orhan AKYÜZ { ORHAN AKYÜZ’ÜN YARUMUYLA... }
TTK ÜRETİMİNDE KAN KAYBI SÜRÜYORDevamını oku » 18.03.2026 17:56:23 tarihinde yazıldı 3473 kez okundu Prof. Dr. Yücel ÜSTÜNDAĞ { SAĞLIKLA }
Mide bakterisi - Helikobakter pilori: Önemi, teşhis ve tedavisiDevamını oku » 1.02.2026 11:07:39 tarihinde yazıldı 11461 kez okundu TUĞBA ARSLAN TAMİRCİ { KALEMİMDEN }
ACI AMA GERÇEKDevamını oku » 3.03.2026 12:57:45 tarihinde yazıldı 6655 kez okundu | ||
