|
| |||
HİÇLİK MAKAMIBülent ERDOĞAN
Bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızda bugünkü gibi internet, digital ortamlar yoktu. En büyük tutkumuz futboldu. İki arkadaş bir araya geldiğinde 1’ e 1 bile futbol maçı yaptığımız olurdu.Kendi aramızda veya mahalleler arası yaptığımız maçlarda herkes dönemin ünlü bir futbolcusu hissederdi kendini ve ona göre heyecan ve zevk yaşardı. Futbol maçlarını seyretmek ise inanılmaz bir hazdı bizim için. 90 yıllarda futbol maçları şifreli özel kanallarda yayımlanmaya başladığında gençliğim ilk yıllarıydı. Kahvehanelerin veya derneklerin camlarından neredeyse 4’ te 1 oranında seyredebildiğimiz maçların, gol pozisyonlarını göremez ancak içeride seyredenlerin gol sevinciyle gol olduğunu anlardık. Kış aylarında camların buğulanması sonucu cama tıklar içeridekilerin camın buğusunu silmelerini isterdik. Hayalimiz hep içeride ayakta bile olsa o maçları seyretmekti. Gün geldi bu mekanların içine girebildik. En arkadan ama gayet net maçları seyretmeye başladık. Her şey yolunda gibi gözükse, içimizden şu masaların birinde hatta en önünde oturarak maç seyredebilme ihtimallerini kafamızdan geçirirdik. Aradan biraz zaman geçtiğinde o masalardan birinde oturarak maç seyretmenin keyfini de yaşamaya başlamıştık. Tabii insanoğlu doyumsuz, şu tribünlerden maç seyretmenin duygusu da tarifsizdir diye düşünmekten de kendimizi alamaz olmuştuk. Bir gün kale arkasında da olsa maçı tribünden seyretme imkanımız oldu. Sanki yeniden doğmuştuk. O öyle bir mabedi ki anlatılmaz yaşanırdı sanırım. Ama bir terslik vardı sonraları. Öbür kaledeki pozisyonları tam seçemiyorduk. Şu şeref tribünü tarafı veya maratondan maç seyretmek tek amacımız olmuştu. Gün ağarırken yola çıkar, öğleden sonra stada girer, 6-7 saat maçı beklerdik tribünde. Ama her şeye rağmen maç başladığında her şeye değerdi. Gün gelmişti. VİP tribününde kendimize ait koltuklarda maç seyretmeye başlamıştık. Artık o hayalini kurduğumuz yıldız futbolculara metreler kadar yakındık. Bir maçın devre arasında şöyle bir başımı kaldırdım ve şeref tribününde futbolu yönetenleri gördüm. İçimden “Oha o kadar da değil. Orada oturmam mümkün değil” dedim. Şöyle kendimi bir çek ettim ve amacımın futbol maçı seyretmek olmadığını gördüm. O buğulu camlarda seyrettiğim ve aldığım keyfi unutmuştum. Ama bunun bir sonu da yoktu. Şimdilerde televizyonda futbol maçlarını seyrediyorum ve oldukça da keyif alıyorum. Çünkü sadece amacım futbol maçını seyretmek. Hayatta böyledir sanırım. Hedef belirleme, gelebileceğiniz en iyi yere gelmek için mücadele vermek, yeterli ölçüde hırs yapmak normal insan dürtüleri. Ama hayatımızın amacını da unutmamak gerekir bence. Mevlana’ya sormuşlar: “Kimsin?”“Hiç” demiş Mevlana, “hiç kimseyim.” Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş: “Sen kimsin?” “Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara. “Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Mevlana. “Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam... “Daha sonra?..” diye üstelemiş Mevlana. “Vezir” demiş adam. “Daha daha sonra ne olacaksın?” “Bir ihtimal sadrazam olabilirim.” “Peki ondan sonra?” Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.” “Daha niye kabarıyorsun be adam, ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: ‘hiçlik makamı’ında!” Siyasi, ekonomik, sosyal yönetenlerimizin Ereğli’nin geleceği ile ilgili izledikleri yolları ve birbirleri hakkında, konu her ne olursa olsun yaptıkları yorumları takip ediyoruz. Ereğli’nin sosyo-ekonomik durumu ortada. Maşallah birbirleri arasındaki kavgalarda da hiçbiri altta kalmıyor. Ben de bu köşede “Düşüncelerimden taşanları” yazıyorum. Bence Ereğli’nin özellikle sosyo-ekonomik olarak geldiği duruma baktığımız da hiç lafı dolandırmaya gerek yok. Ereğli’nin olayı; Abdurrahman Çelebi özdeyişinde gizlidir (!) “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi” derlermiş… Hikayesi: “Çobanın biri bildiklerini öğretmenin vacib oldugunu öğrenmiş. Sonra etrafına bakınmış kimse yok. Sadece koyunlar ve keçiler var. Kendi kendine Allah'ım ben bildiklerimi okuduklarımı öğrendiklerimi kime öğreteyim burada kimse yok ki sadece koyunlar ve keçiler var. Sonra karar vermiş hayvanlarına anlatmaya. Sürünün ortasına oturmuş başlamış anlatmaya, ders verir gibi tüm ciddiyeti ile anlatıyormuş. Oradan geçen dervişin biri uzun bir süre çobanı izlemiş çoban keçilere bir şeyler anlatıyormuş. Sonra da keçinin bir tanesinin çenesinden tutup kafasını aşağı yukarı oynatıyormuş. Derviş dayanamamış, yanına gitmiş ve sormuş: Sen ne yapıyorsun? Çoban bildiklerini öğretmenin vacip olduğunu öğrendiğini, etrafında öğretebilecek kimse bulunmadığını söylemiş dervişe. Derviş, eee ne alaka diyince, çoban patlatmış bombayı : İnsanın olmadığı yerde keçiye çelebi derler. Gezdim Şam ile Halep, Eyledim İlmi Talep; İnsanda Yok İse Haya İle Edep, Okusa da Merkep...! Okumasa da Merkep......!” İyi günler. 18.11.2013 08:04:20 Bu yazı 7063 defa okunmuştur Yazara ait tüm yazılar için tıklayınız
YORUM EKLE
19.11. 13:23:36
Grdp. Fuat diyor ki;Mevlananın "hiçlik" dersi herkese örnek olmalı. 08.12. 22:13:35
Ümit Dünya diyor ki;sizi tüm samimiyetimle kutluyorum.yazınız ''anlayana sivrisinek saz,anlamayana davul zurna az'' tadında olmuş.anlayana... |
Şu anda 12 kişi online Toplam ziyaret : 87.560.860 ![]() ![]() Fikri KAPAN { KÖŞEMDEN }
BİRAZ CEVAP, BİRAZ SİTEM!Devamını oku » 26.03.2026 12:29:55 tarihinde yazıldı 2152 kez okundu Orhan AKYÜZ { ORHAN AKYÜZ’ÜN YARUMUYLA... }
TTK ÜRETİMİNDE KAN KAYBI SÜRÜYORDevamını oku » 18.03.2026 17:56:23 tarihinde yazıldı 3362 kez okundu Prof. Dr. Yücel ÜSTÜNDAĞ { SAĞLIKLA }
Mide bakterisi - Helikobakter pilori: Önemi, teşhis ve tedavisiDevamını oku » 1.02.2026 11:07:39 tarihinde yazıldı 11355 kez okundu TUĞBA ARSLAN TAMİRCİ { KALEMİMDEN }
ACI AMA GERÇEKDevamını oku » 3.03.2026 12:57:45 tarihinde yazıldı 6552 kez okundu | ||
