(Hakimiyet Gazetesi'nin resmi internet sitesidir)

MODERN SÖMÜRGE

Bülent ERDOĞAN
“Bilelim ki; milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar”… ATATÜRK
   1763’ te buharla çalışan makinenin bulunuşuyla birlikte Avrupa ve Amerika 18. yüzyıl ve 19. yüzyılda Sanayi Devrimini yaşamışlar ve günümüzde gelişmiş ülkeler olarak karşımıza çıkmışlardır.
   Türkiye ise Avrupa ve Amerika’nın ağır sanayi yükünü çeken ülkelerden biridir. Bu tür ülkelere ise gelişmekte olan ülke denmektedir. Aslında gelişmekte olan ülkeler şirin bir tanımlamadır. Bunu anlamı gelişmiş ülkelerin isteklerine göre hareket eden ülkeler desek daha doğru olur.
   Şöyle ki; ülkemizde bulunan ağır sanayi kuruluşlarının tümüne yakını, markaları Türk olmasına rağmen ya tamamı ya da belli bir hissesi yabancı ortaklıdır. (Modern adıyla joint venture) Nedeni ise gelişmiş ülkeler çevreye ve insan sağlığına önem verdiklerinden dolayı dijital teknolojiye, tarım ve hayvancılığa yönelmişler, ağır sanayi ihtiyaçlarını da bizim gibi ülkelerden karşılamaya başlamışlardır.
   Biz buna modern sömürge de diyebiliriz aslında. Çünkü bazı yapılar oluşturmuşlar (Avrupa Birliği gibi) ve oluşturdukları ekonomik güçle birlikte; bizim gibi ülkelerde yaptıkları ağır sanayi yatırımlarıyla, kendi ülkelerinde bu tür üretimleri durdurmuşlar hatta yasaklamaya başlamışlardır. Yakın zamanda dünyanın çimento da Karadeniz Ereğli’de de tesisi olan bir numaralı markasını ülkesinde barındıran Fransa’da ilginçtir ki çimento üretim tesisi kurulması yasaktır.
   Bugünlerde bölgemizde yabancı ortaklı termik santral kurulma çalışmaları son aşamasına gelmiş durumdadır. Kısaca bölgemizde kömür çıkmaktadır. Bu kömür termik santrallerle enerjiye dönüştürülecektir. Bazı bilgilere göre ileriki yıllarda kömürümüzün kalorisi düşük olacağından yurtdışından getirilecek yüksek kalorili kömürle de bu santraller desteklenecektir. Önce kömür var santral kuralım, sonra kalori düşük dışarıdan getirelim. Nedeni de şimdiden hazır düşük kalorili kömürümüz çok küllü çevreye zarar veriyor denecek. Yani her şey hazır ve biz bunu yapmak zorundayız. Çevre, insan sağlığı, geleceğimiz hikaye. Yaşasın gelişmekte olan ülkeler. Yaşasın modern sömürge.
   Kurulmasına izin vermek zorundayız. Çünkü bize soran yok, karar vericilerde kurulması yönünde kararı vermişler bile. Çünkü gelişmekte olan ülkeyiz. Gerekçeleri ise açıkçası şu; İşsizlik oranı belli, iş istiyorsanız alın size iş. Algımızı bu yöne çekerek; -evet işe gireceğim, -ölmeyecek miyiz?, -ha kanserden ha kaderden ne fark eder, -Aç karnımızı doyuralım önce. Sonrası mı? Sonrası Allah kerim.
   Konuyla ilgili bir gerekçe daha var tabii; enerjide dışa bağımlılığımız azalacakmış. Peki; ortak yabancı, kredi yabancı, muhtemelen yüksek kalorili kömür de ileriki yıllarda yolda. Bu nasıl Milli enerji üretimi?
   Ancak algımızı; termik santralin kurulması ve her türlü kirliliğe karşı önlemlerin alınacağı yönünde değiştirmeye zorladıkları için, yenilgiyi biran kabul edip; aşağıda termik santrallerin muhtemel çevreye zararlarını araştırmacılar ortaya koymuşlar. İlgililer tarafından bu zararların nasıl bertaraf edileceği de ortaya konursa bunları da paylaşacağımızı söylemek isterim.
   İşte termik zararlar;
   Termik santrallerde üretilen enerjinin sadece yüzde 30-40 oranındaki bir bölümü elektrik enerjisine dönüştürülebilmekte; kalan kısmı ise "kaçak enerji" olarak adlandırılmakta ve kazanından radyasyon ile çıkmakta ya da baca gazıyla birlikte bacadan atılmaktadır.
   Termik santrallerin en önemli çevresel etkilerinden biri de soğutma suyuyla ilgilidir ve termik santrallerin soğutma suyu gereksinimi büyüktür. Bu nedenle termik santraller genellikle nehir, göl veya deniz gibi soğutma suyu kullanılabilecek kaynaklara yakın yerde kurulmaktadır.
   Yakın çevredeki göllere nehirlere atılan sıcak su buradaki ekolojik dengeyi bozmakta, gerek su altı canlılarını gerek de karada yaşayan canlıların hayatını tehlikeye atmaktadır.
   Termik santrallerin bacasından çıkan ve bitki örtüsünü en çok etkileyen gazlar kükürt dioksit ve azot oksitleridir. Yapraklardaki stomalar vasıtasıyla yaprak bünyesine giren bu gazlar yapraktaki klorofillerin yapısını bozmaktadırlar. Bitkiler üzerinde kirletici etkisiyle ortaya çıkan zararlar üç ayrı boyutta görülebilmektedir. Akut zararlanmaya uğrayan bitkiler derhal ölmekte, kronik zararlanma öldürücü olmamakla birlikte bitki kalitesini büyük oranda bozmaktadır. Görünmeyen (gizli) zarar ise zaman içinde ortaya çıkmaktadır.
   Diğer dikkat çekici bir nokta ise yakıt ihtiyacı olarak Türkiye Taş Kömürü’nden alınan düşük kalorili kömürler kullanılmaktadır. Bu kömür doğaya daha fazla zarar vereceği gibi termik santralin verimini ve ortaya çıkacak olan küllerin miktarını da aynı oranda arttırmaktadır. (Uğur HALİS Leyla Seda Ören)
   İyi günler...

19.02.2013 16:23:30

Bu yazı 2056 defa okunmuştur

Yazara ait tüm yazılar için tıklayınız

Facebook'ta Paylaş

YORUMLAR (0)
YORUM EKLE
Adınız


(1000 / )


Şu anda 20 kişi online
Toplam ziyaret : 87.561.926

Başlangıç Tarihi Bitiş Tarihi






Fikri KAPAN { KÖŞEMDEN }
BİRAZ CEVAP, BİRAZ SİTEM!


Devamını oku »

26.03.2026 12:29:55 tarihinde yazıldı
2167 kez okundu

Orhan AKYÜZ { ORHAN AKYÜZ’ÜN YARUMUYLA... }
TTK ÜRETİMİNDE KAN KAYBI SÜRÜYOR


Devamını oku »

18.03.2026 17:56:23 tarihinde yazıldı
3377 kez okundu


ACI AMA GERÇEK


Devamını oku »

3.03.2026 12:57:45 tarihinde yazıldı
6565 kez okundu


(ESPRİYLE) KAREDEN YANSIYAN

KİM KİMİ AYARTACAK?!


Özhanlar Mobilya


Bu site en iyi IE5+ tarayıcı ve 1024 x 768 çözünürlükte izlenir.
Tüm Hakları Saklıdır
© 2006 EregliHakimiyet.Com - EregliHakimiyet.Net

Tasarım & Programlama RSNet tarafından yapılmıştır

Ereğli Haberleri